Share This Article
Beşiktaş yaşanan travmatik Fenerbahçe mağlubiyeti ve sonrasında iyice ayyuka çıkan (medya tarafından da iştahla körüklenen) yıldız oyuncu-hoca çatışması sallantısı içinde çıkabileceği en iyi deplasmanlardan birine çıktı dün. Antalyaspor, neden ligin en az xG üreten takımı olduğunu gösteren bir oyun felsefesiyle başladığı maçta, rakibinin ne kadar kırılgan olabileceğini fark edip işleri dengelemişken, Beşiktaş taraftarının sene başından beri çöpe atmak için çırpındığı Milot Rashica’nın yarattığı bir kontratakla fişi çekti. Kanama durdu mu? Sanmam, fakat en azından kan kaybından gitmeyecek bir hâldeyiz. Buna da şükür.
Şut çekmezsen gol atamazsın
Beşiktaş ligin şut isabeti oranı ve isabetli şut sayısı en yüksek üçüncü takımı olmasına rağmen, çekilen şut sayısında 6. sırada yer almakta. Tabii bunun girilebilen pozisyon türü ve zenginliği ile de alakası var, fakat özellikle kapanan rakiplere karşı kilidi açmanın bir yolu kaleyi yoklamak. Abraham daha maçın başında bunu deneyip, şansın da yardımıyla ağları bulunca maçın gidişatı erkenden değişti. Antalyaspor, 5-3-2 gibi dizilmesine rağmen orta sahada Beşiktaş’a karşı nicel üstünlüğü kullanamadı, ve de Beşiktaş oyun kurma konusundaki bütün sıkıntılarına karşın kaybettiği topları hızlıca geri kazanarak tehlikeler üretti. Nitekim ikinci gol de, böyle bir “topu kaybet ve sonra kazanıp rakibi dengesiz yakala” senaryosunun akabindeki kornerden geldi. Özellikle Abraham ve Bilal’in yaratmaya çalıştığı bu tür heyecanlar haricinde, hücuma çıkarken Ndidi’nin geride üçlü konum alıp topu Salih ya da Cerny’ye verememesine, yahut takımın çamaşır makinesi gibi soldan sağa, sağdan sola top çevirip sonrasında ya kanattan başarısız driplinge kalkmasına ya da ileri şişirmesine cazibeli bir futbol diyemeyiz tabii. Öte yandan şunun da altını kalınca çizmek lazım: Böyle rezalet bir zeminde izlenecek futbolun cazip olma ihtimali sıfıra yakın zaten. Nitekim yaralı bir takımın yapması bekleneceği üzere, 0-2’lik skordan sonra tamamen maçı öldürmeye dönüştü Beşiktaş’ın mantalitesi.
Rüzgarın yönü değişince
İkinci yarıda hiç yoktan yediğimiz gol, bütün sene çektiğimiz sıkıntıların özeti gibiydi: Oyun kuramama, sonrasında geriye doğru atılan isabetsiz bir pas -bu belki zeminin etkisi, belki Rıdvan’ın yorgunluğu, belki de bu tür pasların içkin riskinin, sürekli bu pasları yapmak durumunda kalan bir takım için toplanıp devasa bir olasılığa dönüşmesi- ve gelen gol. Bu golle birlikte Antalyaspor’un oyununun hüviyeti değişti. Önde daha çok pres yapmaya başladılar, orta sahayı sıkılaştırdılar ve bunun sonucunda Beşiktaş berbat bir 20-25 dakika oynadı. Bu süre zarfında rakip ceza sahasında sadece 2 defa topla buluşabilen ve de topa sahip olma işini Antalyaspor’a bırakan bir takım vardı sahada. Tehlike çanları çalarken “geçiş oyunu” imdadımıza yetişti ve Ersin-Rashica-Cerny-Jota aksiyonuyla 5 saniyede maçı bitirdik.
Maç sonrası açıklamalar
Şimdi normalde “skoru aldık neyse” deyip önümüzdeki maçlara bakmamız lazım da, yardımcı antrenör Murat Kaytaz maç sonunda şu söylediği şey, yüreğimize serpmek için hazırladığımız suyu 100 derece kaynar hâle getiriyor: “Ndidi ve Paulista’nın liderliğini gördüm. Günün en güzel kazanımı. Artık kırılmıyoruz.” Sen ligin en pozisyon üretemeyen takımına karşı 25 dakika mahkum oynamışken, rakiplerin ortalama 15.83 şut çektiği takıma karşı 13 şut gibi ortalama bir değerde kalmışken “artık kırılmıyoruz” gibi iddiali bir cümle kurarsan, bunun maç öncesinde planlanmış bir beyan olması ihtimali gündeme gelir. Bu ifadelerde Orkun ve Rafa Silva’ya lâf sokulduğunu görmemek için de aşırı iyimser birisi olmak lâzım. Burada denkleme Orkun’un hafta içi yayınladığı ve özetle “ben fazla gaza geldim, hatalıyım, özür dilerim ama tek suçlu ben miyim” diyen özür metnini de sokarsak, galibiyetin ağızda bıraktığı tat biraz kekremsileşiyor. Öte yandan buradaki bir puan kaybının camiayı sokacağı ruh hâlini düşünemiyorum bile, o yüzden başta da dediğim gibi “buna da şükür” deyip millî aranın keyfini çıkarmak işin ideali.